12 yaşında katledildi 12 yıl geçti: Fail ‘belirsiz’, dosya tozlu raflarda

Lice’de 12 yıl önce karakoldan atılan havan  ile katledilen Ceylan Önkol’un  failleri hala bulunmadı.  Rafa kaldırılan ve zaman aşımı tehlikesi ile karşı karşıya olan dosyaya ilişkin konuşan avukat Derya Yıldırım,  “Bu ülkenin bitmeyen bir cezasızlık politikası sorunu var ve anlaşılan bu sorunun çözümüne dair de bir şey yapılmayacak. Kolluk kuvvetleri ellerinde ki bu gücü pervasızca kullanacak ve sonuçta hayatında hiçbir yaptırımla karşılaşmayacak” dedi.

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Şenlik Mahallesi’nin Hambaz (Xanbaz) mezrasında 28 Eylül 2009 tarihinde 12 yaşındaki Ceylan Önkol, koyunlarını otlatırken Yayla Karakolu’ndan atılan havan toplunun isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi. Ceylan’ın katledilmesinin üzerinden 12 yıl geçerken olaya ilişkin yargılanan veya cezalandırılan kimse olmadı. Dosyayı baştan takip eden ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube Yöneticisi avukat Derya Yıldırım, bu güne kadar dosyada yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 ‘Dosya rafa kaldırıldı’

Derya Yıldırım, dosyanın ceza boyutuyla soruşturma aşamasının ötesine geçmediğini belirterek, savcılığın dosyada gizlilik kararını uzun bir süre devam ettirdiğini söyledi. İHD olarak dosyaya dahil oldukları andan itibaren var olan gizlilik kararına itiraz ettirdiklerini değinen Derya, etkin soruşturma yürütülmesi için büyük bir mücadele verdiklerini kaydetti.

Derya, “Ancak bundan sonuç alamayınca soruşturmada devam eden gizlilik kararına son verilmesi, soruşturmanın etkin, tarafsız ve bağımsız yürütülmemesia, hak ihlali nedeniyle 2010 yılında AİHM’e başvuru yapılmıştır. Uzunca süre AİHM’den karar çıkmayınca 2012 yılında tekrar AİHM’e başvuru yaparak etkin bir soruşturma isteği ve  hak ihlali iddiamızı dile getirdik. Ne yazık ki 2014 yılında savcılık tarafından Ceylan dosyasına ilişkin daimi arama kararı verilerek dosya rafa kaldırıldı” dedi.

‘Tek sorumlu bile bulunamadı’

Etkin ve inandırıcı bir soruşturma yürütülmediğine vurgu yapan Derya, dosyanın zamanaşımına uğraması için dosyanın işlemsiz bırakıldığını kaydetti. Derya, “AİHM de 2017 yılında farklı tarihlerdeki iki dosyayı birleştirerek hükümetin beyanını esas almış ve tüm taleplerimizin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bunun üzerine büyük daireye gidildi ancak sonuç değişmedi ve ne yazık ki Ceylan’ın yaşamını yitirmesinde kimseye sorumluluk yüklenmeyerek hem ulusal hem de uluslararası açıdan dosyanın ceza boyutu kapatıldı. Bir anneye yaşatılabilecek daha ne olabilir diye düşünürken kendi kızının bedeninden koparılan parçaların toplatılması yetmezmiş gibi bir de tek bir sorumlu bulunamadı” diye konuştu.

‘2009 yılından bu yana devam ediyor’

Dosyanın idari yönüne değinen Derya, “İdari yönüyleyse devletin sorumluluğu olduğu için açılan davada ilk derece mahkemesi önce ret kararı verdi. Ret kararına karşı Danıştay’a başvuruldu. Dosyada var olan tutanaklarda patlayıcının kime ait olduğunun belli olmadığı söylenmiş ve yine demir çubukla patlayıcıya vurulduğu için patladığı yönünde bir iddia ileri sürülmüştü. Ancak Danıştay, jandarmaların tuttuğu tutanaklardaki iddiaların desteklenmediğini, bu iddiaların soyut boyutta kaldığını belirterek; devletin hizmet kusurunun olduğuna karar verdi. Bunun üzerine ilk derece mahkemesi de patlamanın gerçekleştiği yerin köylülerin yaşam alanı olması sebebiyle devletin sorumlu olacağını ve tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi. Yerel mahkemece Danıştay bozması sonrası hükmedilen tazminat kararına karşı idare, kararının tamamına karşı İHD ise Ceylan’a yüzde 10 kusur yüklenerek manevi tazminatın düşük verilmesi sebebiyle Danıştay’a başvurdu. Dosya hala Danıştay’da ve sonuçlanmadı. Yani 2009 yılından beri devam eden bir idare davası süreci bulunmaktadır” dedi.

 Zaman aşımı tehlikesi

İHD’nin verdiği mücadelede istenilen sonuca ulaşamadıklarını ifade eden Derya, zaman aşımına terk edilen bir dosyayla karşı karşıya olduklarına dikkat çekti. Olayın ilk anından itibaren savcı ve ilgili birimlerce en önemli hususlardan biri olan keşif dahil olmak üzere hiçbir işlem yapılmadığını söyleyen Derya şu ifadelere yer verdi: “Yani olay yerindeki delillerin toplanması işlemlerinin yapılması gibi hususların hiçbiri gerçekleştirilmedi. Hatta olay yerine güvenlik gerekçesiyle üç gün sonra gidilmişti. Soruşturma aşamasında bu hususlara yönelik hiçbir talebimiz gerçekleştirilmedi. Gizlilik kararı nedeniyle zaten dosyaya erişim engellendiği gibi yapılan işlemlerden de haberdar olunması engellendi.

‘Bahaneler kurtulma çabasına dönüktür’

Bu süreçte soruşturma dosyasında jandarmanın sunmuş olduğu rapora karşı alternatif bir rapor sunmamıza rağmen bu husus da hiç değerlendirilmedi. Sunulan rapor jandarma raporunun aksine devletin sorumluluğu olduğunu gözler önüne sermişti. Ancak dediğimiz gibi bu da görmezden gelindi. Netice olarak tüm çabaların sonucu ulaşılan karar güvenlik güçlerini koruma adına cezasızlık politikası oldu. 12 yaşında bir çocuk hayatını kaybetti ancak fail bulunmadı. Köyde herkesin yaşam alanı olan bir yerde bir çocuk yaşamını yitirdi fakat hükümet tek bir sorumlu bulamadı. Olay yerindeki patlayıcının kim ya da kimler tarafından oraya bırakıldığı tartışılacak bir husus değil. Çünkü yaşam alanlarının güvenliği devlete aittir. Bu sebeple patlayıcı kime ait belli değil, demir çubukla vuruldu vs. bahaneler sorumluluktan kurtulma çabasının göstergesidir. Türlü bahanelerle verilen takipsizlik kararı, daimi arama kararı gibi durumlar ise bir ülke açısından utançtan başka bir şey değildir. Yaşam hakkı ortadan kaldırılan bir çocuk söz konusuyken hak savunucuları olarak verdiğimiz bütün mücadele ne yazık ki cezasızlıkla sonuçlanmış oldu.”

‘Çocukların oyun alanında zırhlı araçlar niye seyir halinde?’

Birçok çocuğun farklı şekillerde katledildiğini hatırlatan Derya, Zırhlı araç çarpması, zırhlı araçtan gelen kurşun vs. Davaların sonucu ise genelde kamu görevlisini korumaya yönelik sonuçlardır. Bu ülkenin en büyük sorunu kalkan olarak kullanılan cezasızlık politikası.  Devlet, kolluk kuvvetlerini korumak adına vatandaşını ne yazık ki gözden çıkarıyor. Hele ki bu bölge de. Çocukların vahşice yaşamlarını yitirmesi bir anneye bir topluma yaşatılabilecek en büyük acıdır. Bu acıdan daha korkunç bir durum varsa o da bu ölümlerde kusuru çocuğa yüklemektir. Ceylan Önkol’da patlayıcıya vurdu demek gibi ya da yakın tarihte basına da yansıdığı üzere zırhlı araç çarpmasında 7 yaşındaki Miraç Miroğlu’nun kusurlu bulunması gibi. Burada tartışılması gereken konu köy alanında patlayıcının ne işi var veya şehrin orta yerinde çocukların oyun alanında zırhlı araç niye seyir halindedir?” şeklinde konuştu.

‘Davalar göstermelik’

Bu durumların olağanmış gibi, kusur araştırmasına gidildiğini sonuç olarak da ya sorumluların bulunmadığını ya da her hangi bir işlem yapılmadığını vurgulayan Derya, şöyle dedi: “Davaların tamamen göstermelik olduğu aşikârdır. Aksi halde bugüne dek tek bir davada gerçekten bir tek güvenlik görevlisi cezalandırılmaz mıydı? Görevi sonlandırılamaz mıydı? Kolluk kuvvetleri de bunun çok açık farkındalar. Mesela Helin Şen dosyasında sanık tespit edildi ancak tutuksuz ve işine aynı şekilde devam ediyor. Öyle olmasa alenen bu cinayetler işlenmezdi. Daha önce de söyledim bu ülkenin bitmeyen bir cezasızlık politikası sorunu var ve anlaşılan bu sorunun çözümüne dair de bir şey yapılmayacak. Kolluk kuvvetleri ellerindeki bu gücü pervasızca kullanacak ve sonuçta hayatında hiçbir yaptırımla karşılaşmayacak.  Ama bir anneye bir topluma hayatı boyunca unutulmayacak bir travma yaşatılarak buna sebep olanların aksine katledilen çocuk canıyla, anne yaşadığı sürece bitmeyecek evlat acısıyla, bir toplum ise her an canından olma korkusuyla cezalandırılacak.”

 Ne olmuştu?  

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Şenlik köyünde 12 yaşındaki Ceylan Önkol, 28 Eylül 2009 tarihinde koyunlarını otlatırken Yayla Karakolu’ndan atılan havan topunun isabet etmesi sonucu katledilmişti. Olay yerine giden ve Ceylan’ın parçalanmış bedeniyle karşılaşan aile, durumu karakola ve Lice savcılığına telefon ile bildirmesine rağmen savcı, “Can güvenliği” gerekçesiyle olay yerine 3 gün sonra gitmişti. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer’in hazırladığı bağımsız raporda, Ceylan Önkol’un “Savunma pozisyonundayken” yaşamını yitirdiği belirtilmişti.

Avukatlar, bu saptamanın Ceylan’ın hayatını kaybettiği mezranın hemen yakınında bulunan Jandarma Tabur’undan atış yapıldığı iddialarını güçlendirdiğini ifade etmişti. Patlamaya ilişkin Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Kurumu Genel Müdürlüğü’nün olaydan 1 yıl sonra yaptığı kriminal inceleme sonucunda hazırladığı raporda, patlamaya neden olan cismin “40 milimetre bomba atar mühimmatı” olabileceği belirtilmiş ve raporda da buna genişçe yer verilmişti.

Soruşturmayı yürüten dönemin savcısı, 4 Nisan 2013 tarihinde Ceylan’ın ölümüne neden olan ancak bir türlü bulunamayan şüpheliler hakkında, “Görevini kötüye kullanmak” suçlamasıyla açtığı soruşturmada takipsizlik kararı vermişti. Ceylan’ın ailesi katledilmesiyle ilgili soruşturmayı yürüten Lice Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyadaki kanıt ve raporların faillerin tespiti için yetersiz olduğunu ileri sürerek, 30 Nisan 2014 tarihinde dosya için “Daimi arama kararı” vermişti. Bu kararla, adliyenin tozlu raflarına kaldırılan dosya zaman aşımı ve cezasızlık ile yüz yüze kalmıştı.

Ceylan’ın ailesi ve avukatları, soruşturma devam ederken dosya hakkında alınan gizlilik kararına yaptıkları tüm itirazlar reddedildiği için 8 Ekim 2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmuştu. Mayıs 2012’de ise soruşturmanın etkin ve tarafsız yürütülmemesi, soruşturmanın derinleştirilmesine yönelik talepler reddedildiği ve aradan geçen süreye rağmen dava açılmaması ve şüphelilerin bulunmaması nedeniyle tekrar AİHM’e başvurulmuştu.

Ceylan’ın ailesi, patlamada sorumluluğu ve ihmali olduğu gerekçesiyle, İçişleri Bakanlığı aleyhine 100 bini maddi, 150 bin TL manevi tazminat talebiyle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Ailenin manevi tazminat talebini reddeden mahkeme, aileye 28 bin 208 TL maddi tazminat verilmesine karar vermişti.

 /Jin News/