Besê Erzincan: Sistemin dayattığı ilişki biçimi kadını köleleştiriyor

Sistemin dayattığı ilişki biçiminin kadınları köleleştirdiğini belirten Besê Erzincan, “Devletin ve iktidarların zihniyetine karşı mücadele edilmesi gerekiyor. Eğer mücadele edilmezse gerçek bir arkadaşlık, bir ilişki kurulamaz” dedi…

Jin TV’de yayınlanan Xwebûn programında Gazeteci Arjin Baysal’ın sorunlarını yanıtlayan KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, aşk, sevgi ve aile ilişkileri üzerine konuştu.

KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan’ın Jin TV’de yayınlanan röportajı şöyle:

Her konunun, her olayın tarihte bir temeli vardır. Biz de tarihten başlayalım. Tarihte aşk ve aile ilişkisi nasıldı?

Aile konusu hem kadın hem de toplum açısından önemli bir konudur. Tarihte nasıldı, günümüzde sistem nasıl çalışıyor, nasıl inşa edildi; bunlar önemli. Tarihte ailelerin yüzde 98’i anneler tarafından yönetiliyordu. Erkeklerin rolü kadınlara göre daha düşüktü. Hem üreme açısından hem de ekonomik açıdan vb. kadınlar yaşama öncülük ediyordu ve kadın kutsal görülüyordu. Bu tanrı süreci de bu temelde gelişmiştir. Mitolojilerde her şey bir hikaye değildir. İnsanlar birçok mitolojide gerçeği bulup yorumlayabilmektedir. Daha sonra bu durum değişti. Erkekler de rollerinin farkına vardılar, ava çıktıklarında bir araya geldiler, zulmü ve şiddeti öğrendiler. Hayvanlar hakkında öğrendikleri taktikler kadınları ve toplumu da etkiledi. Günümüzde çekirdek aileler devlet gibidir diyoruz. Ama elbette beş bin yıllık bir geçmişi var. Ancak son iki yüz yılda daha da derinleşti. Erkeğin önde olduğu, devlete göre hareket eden aile bu iki yüz yılda gelişmiştir. Eskiden aileler daha özgürdü, sisteme ve devlete bu kadar bağımlı değillerdi. Belki daha çok toplumun kültürüne, geleneğine uygun davrandılar. Klanlarda ve kabilelerde yavaş yavaş bir değişiklik oldu.

Özellikle Ortaçağ’da hanedanlıklar gelişti. Hanedan nedir? Bir kadın ne kadar çok çocuk sahibi olursa, bir erkeğe ne kadar çalışırsa, kadının değeri de o kadar artar. Erkekler çok evlendi, nesillerini devam ettirdi. Neolitik çağda durum böyle değildi. İnsanlık adına çok ilerleme kaydedildi. Kadınların aklı ve eliyle oldu. Yazmaktan tutun çiftçiliğe, hayvancılığa ve daha fazlasına kadar… Neolitik dönemde birçok yeni şey oldu. Ancak milattan 2000 yıl önce erkeğin gücü arttığında kadının rolü azalmış ve ailenin şekli değişmiştir. Artık kadının söyleyecek daha az şeyi vardı. Her şey erkeğe ait olmuştu. Kadınlar, çocuklar, mal-mülk hepsi erkeklere aitti. Kadınların yaşamdaki varlığı azaldı. Erkek her şeyi çaldı ve kendisine aitmiş gibi lanse etti. Hanedan ideolojisine baktığımızda kadını hayatın dışında görüyoruz. Kadını bir çocuk makinesi olarak gördüler. Ancak bu, kadınların direnişinin ve mücadelesinin hiç yaşanmadığı anlamına gelmiyor. Kadınlar her zaman farklı şekillerde ayaklandılar. Varlıklarını ifade etmek için ayağa kalktılar. Eğer kendileri için ayağa kalkmasalardı bugün burada olmazdık. Bugün ayakta duruyorsak kadınların binlerce yıldır verdiği direnişin payı var.

Erkek egemen sistem kendine göre tarih yazıp insanlığa bak ne kadar güçlüyüm demek istiyor. Mitolojiye bakın; kadın ve erkek arasında nasıl bir mücadele var. Felsefe de, din de böyledir. Çok fazla kadın emeği var. Sonuçta kadının emeği olmasaydı insanlık olmazdı. Ama felsefe, din, bilim, kadınları köleleştirmek için yaratılmıştır. Adem ile Havva’nın hikayesine bakın; kadın çok kötü tasvir ediliyor. Kadınların insanları ve erkekleri yoldan çıkardıkları, suçlu oldukları ve bir kenara atılmaları gerektiği gösteriliyor. İnsanlar bu hikayede pek çok şeyi görebilirler. Bir kadının nasıl köleleştirildiği, toplumun nasıl ikiye bölündüğü, erkeğin nasıl hak sahibi görüldüğü, bunların hepsi bu hikayede gizli. Hz. Meryem, Hz. Ayşe, Hz. Sara’nın durumuna bakın ve kadınların ne kadar acı çektiğini, ezildiklerini görün.

Bilim de böyledir. Mesela bilim o kadar ilerledi ki, kadınların tarihini öne çıkaramazlar mı? Ama çıkarmıyorlar. Çünkü kapitalist modernite her zaman kadınların köleliği üzerine kurulmuştur. Ulus devletlere geldiğimizde ailenin artık tamamen devletin kontrolünde olduğunu görüyoruz. Her şey erkeğin elindedir. Aile de erkek egemenliğine göre inşa edilmiştir. Hiyerarşi ve otoritenin temel dayanağı ailedir. Hanedanlık Ortadoğu’da da çok önemlidir. İktidardaki birçok insan aile gibi çalışıyor. Birçok Arap devleti aile gibi iktidarda. Bedîrxan, Talabanî, Barzanî aileleri de böyledir. Erdoğan da aynısını yapmak istiyor. Bir erkek aile kurmak için her şeyi yapar. Çünkü bir kadının tüm enerjisini, zekasını aileye hapseder. Çocuk sahibi olur, onları büyütür, evde dar bir hayat yaşar. Dışarı çıktığında bile hiçbir bilgisi ve örgütlülüğü olmadığı için hala ailenin ideolojisine göre yaşar. Aile ulus devlette kötü bir rol oynuyor. Kadını köleleştiriyor, hatta erkeği de sözde evin reisi yaparak kontrolü altına alıyor. Çocuklar için de güçlü bir gelecek yok, kimse çocukları dinlemiyor. Çocuk ailede iyi büyüyemiyor. Her aile bir iktidar aracı olarak kullanıldı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ailenin özgürlüğe engel olduğunu söylüyor. Bu konuyu biraz açabilir misiniz? Ailede kadın özgürlüğünden uzak mı tutuluyor?

Biz aileyi farklı şekilde ele alıyoruz. Kurdistan’da her şey bizim elimizde değil. Halk olarak dilimiz, kimliğimiz yok sayılıyor. Ekonomik olarak geride kaldık. Yüzlerce yıldır işgal altındayız, dolayısıyla biz Kürtlerin durumu biraz farklı hatta daha kötü. Aileyi tanımlayan Önderlik, kadının ve erkeğin sadece aile için değil, toplumun özgürlüğü için de çalışması gerektiğini belirtiyor. Ülkesini, toprağını düşünmeli. Başkan Apo, ailenin küçük bir hedef olduğunu söyledi. Kürt halkının bu amaç için büyük düşünmesi gerekiyor. Büyük hedef nedir? Kadının ve ülkenin özgürlüğüdür. Sonuçta, eğer bu özgürlüğe sahipseniz, daha da güçlü bir hayat yaşayabilirsiniz. Peki, işgalciler ne yaptı? Kürt halkının her zaman köle olmasını istedi.

Zihinsel, fiziksel olarak işgal etmek istedi. Bu yüzden her zaman aile olunmasını dayattı. Özellikle Kürtlere yönelik çok kirli bir politika uygulanıyor. Bu durum bizim mücadelemizle biraz değişti. Hem çok iyi eleştiriler yapıldı, hem de demokratik bir ailenin nasıl olması gerektiği tartışıldı. Eş, anne ve çocuk değişiminin nasıl olacağı konuşuldu. Kurdistan’da bu konuda elbette ilerleme kaydedildi ama sistemin etkisi de büyük. Anne-babalar sıklıkla çocukların büyümeleri ve kendileri için çalışmaları gerektiğini, Kurdistan hakkında fazla düşünmemeleri gerektiğini vs. söylüyorlar. Buna karşı güçlü bir mücadele verilmesi gerekiyor. Annenin de, babanın da Kurdistan için daha çok çalışması ve mücadeleye katılması gerekiyor.

Sistem çoğunlukla aşk adı altında erkekleri ve kadınları kandırıyor. Sanatı, edebiyatı, müziği, şiiri ve medyayı bunun hizmetine sunmuş, gerçek ve güzel aşk adı altında bir politika inşa etmiştir. Bu sistemde mevcut durumda gerçek aşk mümkün mü?

Yaşam kadın ve erkekten ibarettir. Elbette aralarında bir ilişki, bir arkadaşlık olacaktır. Sadece Kurdistan’ın için durum nasıl ve genel için durum nasıl ona bakmalıyız. Geçmişte kadın-erkek ilişkileri daha çok sevgiye, saygıya ve birlikte çalışmaya dayalıydı. Ama artık bu değişti, bunları da tartışmamız lazım. Herkes ‘aşk’ diyor. Bu gerçekten aşk mı? Kadın ve erkeğin durumlarını, birbirlerine yaklaşımlarını gözlemliyoruz ve burada büyük bir aldatmacanın olduğunu görüyoruz. Sistemin kendisi özel bir savaştır. Bu özel savaş Kurdistan’da aldatma ve yalana dayalı, kirli ve vahşi bir şekilde yürütülüyor. Kadını her şeyden mahrum etmek, eve hapsetmek, dışarıda sürekli kontrol altında tutmak, kendine ait olmasına izin vermemek, kadın-erkek eşitliğine izin vermemek, o zaman aşktan nasıl bahsedebiliriz? Sevgi hangi temelde olur? Erkek her zaman karar veriyorsa, kendisi yapıyorsa, kadının iradesini dikkate almıyorsa nasıl sağlıklı bir ilişkiden bahsedebiliriz?

Kurdistan’a bakın; bunu çok farklı değerlendirmemiz lazım. Mücadelemiz büyüyünce Kürt kadını irade sahibi oldu, güçlendi, bundan dolayı Kürt kadınına çok kirli ve büyük bir saldırı gerçekleştirildi. Kürt kadınları özgürlük açısından çok güçlü bir potansiyele sahip. Mücadelemizin büyük olduğu, birçok kadın şehidimizin doğduğu dönemde, Önder Apo’nun ideolojisi kadınlar için büyük bir öncelikti; kadınlar örgütlendiler, orduda, isyanlarda ve siyasette rollerini oynadılar. İktidar sistemi büyük bir korku yaşadı. Toplumun daha kötü olmasını istiyor. Toplum bozulursa kadınlar özgürlük mücadelesine katılamaz. Kadın düşerse toplum da düşer. Kadın şahsında toplumumuza saldırmak istiyorlar. Özel savaşlar çoğunlukla genç kadınlara yöneliktir. Genç kadınlar şahsında kadınların ve gençlerin enerjisini, özgürlük, mücadele, muhalefet ve alternatif yaşam potansiyellerini yok etmek istiyorlar. Askerleriyle, polisleriyle, özel timleriyle Kurdistan’ın köylerine giderek kötü şeyler yapıyorlar.

Toplum sesini yükseltmeyince toplum da bu şekilde bir düşüş yaratılıyor. Özel bir ekip bir köye giderek bir kız çocuğuna tecavüz ettiğinde, bu köy sesini çıkarmıyor, cevap vermiyorsa, bu en büyük kötülüktür. Kişilikleri bozulur. Bu köy mücadeleye nasıl katılacak? Bir kız çocuğu için korkudan sesini yükseltemezlerse nasıl mücadele edecekler? Bir şey daha var; aşk adı altında gidip Kürt kızlarını aldatıyorlar. Bir insan düşmanına nasıl aşık olabilir? Burada bilgi konusunda çok ciddi bir sorun var. Bir insan nasıl bu kadar rahat elini sallayıp Kurdistan sokaklarında yürüyebilir? İlişki ve aşk adı altında yapılan yaklaşımlar özel bir mücadelenin parçasıdır. Böyle bir sistemde gerçek sevgi olmaz. Kadınlar kendilerini eğitmezlerse, kendi özgürlükleri ve Kurdistan’ın özgürlüğü için mücadele etmezlerse doğru yaşayamazlar. Onu sevdiğini söylüyorsa kendini kandırıyor demektir.

Ataerkil sistemde liberalizm ideolojisinde aşktan, daha çok cinsellik ve güdüler ön plana çıkmıştır. Güdülere aşk diyorlar, aşka güdü diyorlar. Aşk tanımlarımız da değişti.

Aşk bir düşünce temeline dayanmıyorsa cinsel bir anlamı da yoktur. Ama sistemde durum tam tersi. Çoğu zaman her iki cinsiyet de aynı görüşte değildir, birbirlerini tanımazlar, karşısındaki insanı tanımazlar, birbirlerinin hedeflerini bilmezler, yurtsever olup olmadıklarını düşünmezler. Birbirlerini görür görmez ilgi duymaya başlarlar ve bir ilişki kurarlar. Erkekler toplumda hangi temelde yetiştiriliyor, kadınlar toplumda hangi temelde yetiştiriliyor? Erkekler kötü şeyleri dizilerden, pornolardan, kötü yerlere giderek öğreniyor. Tecavüz kültürünü öğreniyorlar. Çoğu erkek aradaki farkın farkında bile değil. Aşk bu diyorlar. Sistem doğru şeyleri öğretmiyor. Birçok erkek ve kadın evleniyor. İlişkinin böyle olduğunu söylüyorlar. Her şeyden önce kadın ve erkek arasında fikir, mücadele ve yurtseverlik açısından birlik olmalıdır.

Birçok insan bu şekilde iletişim kurmuyor. Standartları nelerdir? Şekillere bakıyorlar, paraya bakıyorlar. Bunların hepsi yanlış. Sistemde cinsel ilişkiler tecavüze dayanıyor. Sistem her şekilde kadının iradesini kırmak istiyor. Cinsiyet ilişkileri bir güç meselesi haline geldi. Çoğu zaman erkekler bu temelde yaklaşır. Bir kadını ne kadar tehdit edip tecavüz edebiliyorsa, kendini o kadar büyük görüyor. Hem erkekler, hem de kadınlar düşüyor. Erkek de kişiliğini kaybettiği için zarar görüyor. Diktatörlük zaten böyle oluyor. Dizileri bunu öğretiyor. Kıskançlık nasıl olur, kötülük nasıl olur, kadın ve erkek birbirlerine nasıl komplo kurarlar, diziler böyle bir ilişki modeli oluşturuyor. Dizilerde kadınlar her zaman kötü şeyler yapar, komplo kurar, yalan söyler; erkekler de kadınlara tecavüz ediyor, dövüyor, kadınlar kadınlardan nefret ediyor. Ama eleştirel bir gözle izlememiz lazım. Bunları izlemeden kabul etmeyin. Bu bir sistem programıdır. Sistem sanatta, sinemada, eğitimde, iletişimde, televizyonda topluma büyük bir saldırı yapıyor.

Sistem böyle aileler kurmak istiyor ki kontrol edebilsin, erkeklerden oluşan bir grup oluşturabilsin ve fakirler daha fakir, zenginler daha zengin olsun. Dikkat edin bugün bile Erdoğan hep aileden bahsediyor. Aile böyle olmalı, eş böyle olmalı, 3 çocuğu olmalı diyor. Bunlar sıradan yaklaşımlar değil, ideolojik yaklaşımlardır. Kadınlar köle ise tüm toplumu kontrol edebilirler. Bugün Kurdistan’da en çok oy verenler kadınlardır. Mesela İstanbul Sözleşmesi’ni neden iptal ettiler? Sözleşme bu temelde iptal edildi. Neden tüm kadın kurumları kapatıldı? Kadınların özgürlüğünü kısıtlamak istiyorlar. Bu nedenle temelinde tecavüz kültürü olan kirli bir aşk geliştiriyorlar.

İstatistiklere göre katledilen kadınların çoğu eşleri tarafından öldürülüyor. Bu konu aynı zamanda bir çelişkidir. Erkek bir yandan sistemin tanımına göre aşık oluyor, diğer yandan katil oluyor.

Bu en ilginç şey, sistem bir zihniyet yaratıyor. Bu konsepti takip ederseniz; erkek ‘Ben erkeğim, her şeyi benim yönetmem lazım. Kadın bana ait. Özgürlüğü yok. Benim evim, benim malım’ diyor. Erkeklere göre aşk; bir kadın erkeğe ne kadar aitse o kadar aşıktır. Kadın da böyle görüyor. Ancak zaman geçtikçe birbirlerini tanıyorlar, kadın bazı şeyleri kabul etmiyor ve adam kadının katili oluyor. Kadın cinayetlerine en çok karışanların eşleri olduğu yönünde araştırmalar yapıldı. Evlilik bir ticaret gibidir. Bu bir kölelik zinciridir. Kadınlar çok dikkatli olmalı. Sadece duygularına göre değil mantığına göre de hareket etmelidir. Sistemin ne kadar yozlaştığını insanlar erkekte görüyor.

Bunu karşısında alternatif ne olmalı? Önder Apo da, “Ailenin genel olarak yok edilmesi gerektiğini söylemiyorum ama dönüştürülebilir” diyor.

Kadınlar çok güçlü olmalı. 25 Kasım’larda erkeğin şiddetine karşı sadece kadınlar yürüyordu. Ancak kadın mücadelesi büyüdükten sonra birçok erkek de bu yürüyüşlere katıldı. Erkekler Rojava’da, Halep’te, Kobanê’de, Cizîr’de yürüdü. Bu neyi gösteriyor? Kadın güçlüyse, kendini örgütlerse erkeği de dönüştürebilir. Mevcut erkekler asla kabul edilmemelidir. Hem erkek, hem de kadın kendisini değiştirmeli. Yurtseverlik ve özgürlük temelinde bir ilişki kurup-kurmamayı tartışabilmeli.

Alternatif yaratmak mücadele, savaş ve bilgi gerektirir. Pek çok kişi özgür bir ilişki içinde yaşadığını söylüyor ancak daha sonra bir araya geldiklerinde çok kısa sürede sistem ilişkisi yaşıyorlar. Yani hiçbir şey kolay değil. İyi düşünülmeli. Sadece erkekler değil, bir kadın da kendini gözden geçirmeli. Çünkü kölelik kültürü kadınlarda derindir. Önder Apo, özgür eş yaşamadan bahsetti. Yeni bir model olarak geliştirdi. Tabii bu da oldukça zordur. Ama bu model sistemin dışındadır, devlete karşıdır. Büyük bir mücadele, yeni bir kişilik gerektirir. Özellikle resmi evlilikler çok tehlikelidir ama bunların tartışılması gerekir. Sıklıkla mevcut şeyleri eleştiririz ancak nadiren alternatifleri tartışırız.

Tartışmadığınız zaman kendinizi güncel ve eski şeylere mahkum ediyorsunuz demektir. Beğenin ya da beğenmeyin, erkeklerin ve kadınların ilişki arayışları var. Tüm toplumun ilişki kurmaması gerektiğini kimse söyleyemez. Yani ne inkar etmeli, ne de var olan ilişki biçimini kabul etmelidir. Düşmana karşı da çetin bir mücadeleyi gerektirir. Ülkemiz işgal altındadır. İşgalcilere doğru bir tavır sergilemezsen, gerçek sevgiyi yaşayamazsın. Devletin ve iktidarların zihniyetine karşı mücadele etmeniz gerekiyor. Eğer mücadele etmezseniz, gerçek bir arkadaşlık, gerçek bir ilişki kuramazsın.

 

/ANF/