HEDEP Kadın Meclisi: Özgürlük için ödenen bedelleri aklımızdan çıkarmadan mücadele ediyoruz

HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kadın Meclisi toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Özgürlük İçin Yeniden” şiarı ile gerçekleştirdiğimiz kongremiz büyük bir moral ve motivasyon sağladı. Kongremizde emeği geçen bütün arkadaşlarımıza buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Biz kadınların bitmeyen heyecanı, bitmeyen umudu ve bitmeyen mücadele azmini biz bu kongrede bir kez daha gördük ve gösterdik bütün dünyaya. Bir önceki dönemde eşbaşkanlığımızı yapmış olan Sevgili Fatma Gök’e, Sebahat Tuncel’e, Gültan Kışanak’a, Figen Yüksekdağ’a, Serpil Kemalbay’a, Pervin Buldan’a ve bugüne kadar kadın meclisimizde sorumluluk alan, çalışmalar yürüten, emek veren bütün kadınlara buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum.

Özgürlük için ödenen bedelleri aklımızdan çıkarmadan mücadele ediyoruz

Sevgili kadınlar, zor ve meşakkatli bir süreçten geçiyoruz. Bizler alışkanlığımız gereği sözlerimize başlarken Türkiye’nin siyasal atmosferinin o kadar kötü olduğunu biliyoruz ki; sözlerimize genellikle bu şekilde başlıyoruz. Ama ne yazık ki içinde bulunduğumuz otoriter sistem, faşizm rejim yaşamlarımızı çok zorlaştırmış ve bizler bu sözü ifade ederken ne kadar da hak ettiği yere oturduğunu görebiliyoruz. Clara Zetkin’in “Yaşamın olduğu her yerde savaşmak istiyorum” sözlerini, Rosa Lüksemburg’un “Hareket etmeyen zincirlerini farkedemez” diyen duruşunu, Mirabel kız kardeşlerin özgürlük için ödediği bedeli bir an bile aklımızdan çıkarmadan mücadelemizi sürdürüyoruz. Sakine’nin direnişini; Seve, Fatma, Pakize’nin isyanını; Deniz Poyraz’ın, Nagihan Akarsel’in, Kader’in, Sibel’in fedakârca mücadelelerini bir an olsun aklımızdan çıkarmıyoruz. Zindanlarda rehin tutulmuş olan Figen’i,Sebahat’i,Gültan’i, Leyla’yı, Ayla’yı ve buradan ismini sayamadığım onlarca, yüzlerce, binlerce kız kardeşimizin o demir parmaklıkları parçalayan duruşlarını, ruhlarını sürekli bizimle var ettikleri demir parmaklıkları parçalayarak toplumsal mücadelenin ve kadın hareketinin içindeki duruşlarını bir an bile aklımızdan çıkarmadık.

Kadınları ve çocukları hedef alan saldırılar insanlık suçudur

Kongremiz bu anlamıyla umudumuzu, kararlılığımızı katmerleştiren bu tarihsel birikim ve mücadele deneyimlerimiz bizlerin önünü açacak. Bu umut, coşku, kararlılık, tarihsel bilinç ve birikimle önümüzün çok daha aydınlık olacağının bilincindeyiz. Bizler kongremizin hazırlıklarını gerçekleştirdiğimiz ve kongremizi yaptığımız süreçte ne yazık ki; İsrail’in Filistin işgali başka bir boyuta vardı ve savaş bambaşka bir boyuta gelmiş durumda. Bugün İsrail’in Gazze’yi 2 milyonluk daracık bir alanda yaşayan, 2 milyon insanı adeta açık hava hapishanesine dönüştürmüş olduğunu gördük. Gazze’ye dönük saldırıları kabul etmek mümkün değil. Bu savaşta kadınların ruhu ve bedenleri paramparça ediliyor. Zaten yine bu savaşta kadınların bedeni nasıl teşhir edildiğini, nasıl bir siyaset izlendiğini hepimiz gördük. Ne yazık ki tarih boyunca kadınların bedenleri kadınlara yönelik sistematik tecavüz ve savaşlarda bir yöntem olarak kullanılmıştır. Çünkü kadın bedenine gerçekleşen saldırı ve tecavüz o mensubu olduğu halkı aynı zamanda aşağılamak ve aynı zamanda o topraklar ve coğrafya üzerinde iktidar kurmak için, sistematik tecavüz savaşlarda bir yöntem olarak kullanmaya devam etti. Şimdi de aynısı devam ediyor ne yazık ki. Hatırlayacağız, Êzidi kadınlar başta olmak üzere İŞİD’in bölgeye saldırılarında kadınların nasıl alınıp satıldığını 21.yüzyılda köle pazarlarındaymış gibi pazarlandıklarına tanıklık ettik. Hangi taraftan olduğunun hiçbir önemi olmaksızın kadınları ve çocukları hedef alan bütün saldırılar savaş suçudur, insanlık suçudur. Kabul etmemiz mümkün değildir.Filistin’in bombanladığı sıralarda 1 Ekim’den itibaren dönemi göz önünde bulundurduğumuzda “İsrail’e savaşı durdur, silahları durdur” çağrısı yaparken Türkiye hükümeti, Türkiye cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı bu konuşmayı yaparken aynı saatlerde rojava bombalanıyordu. Rojava’da elektrik santralleri, hastaneler, yakıt istasyonları, okullar yani bütün sivil alanlar bombalanıyordu, 5 milyon insan hedeflenmiştir bu sivil saldırılar içerisinde.

İsrail’in Filistin saldırılarını acilen durdurması lazım

İsrail Gazze’de yaşayan Filistinlileri Sina Yarımadasına Mısır kabul etmezse şayet necef çöllerine sürmek istiyor.Ama aynısını hatırlayın, Türkiye’deki iktidar buna karşı çıkarken aynısını Efrin’de gerçekleştirdi. Efrin’e kara harekatı düzenleyerek, Efrin’de yaşayan Kürt halkını ve diğer halkı Efrin’den sürüp orada büyük demografik yapı değişimi üzerinde çalıştılar. Şimdiyse bu projeyi bütün Rojava üzerinden sürmek istiyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Ortadoğu’nun kaynayan iki temel yarası var. Biri Kürt sorunu biri Filistin sorunu. Bu iki sorun çözülmediğ sürece ve bu iki sorun ulus devlet anlayışının dışında demokratik bir zeminde çözülmediği sürece, demokratik konfederal bir yönetimle çözülmediği müddetçe ne yazık ki bölgenin rahat bir nefes almaya imkanı yoktur. Bizler Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Kadın Meclisi olarak buradan çağrımızı daha yüksek bir sesle yapıyoruz: İsrail’in Filistin saldırılarını acilen durdurması lazım. Türkiye’deki iktidarın emriyle Rojava toprakları üzerindeki saldırılar derhal durdurulmalı. Türkiye’nin bütün silahlı unsurları Suriye’den derhal çekilmelidir. Türkiye başta olmak üzere Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin anahtarı bulunmalı ve dört parça Kürdistan’da Kürt halkının barış adil, eşit ve kardeşçe yaşayabileceği ve bunun anayasal güvence altına alındığı bir süreci inşa etmek durumundayız. Gelin hep birlikte Kürt halkının ve mazlum Filistin halkının yanında daha çok olalım. En esaslı çağrımız başta Ortadoğu olmak üzere bütün dünya kadınlarınadır.Bizler sınırları aşarak, ellerimizi birleştirerek, bizler enternasyonalist bir çizgi ile barış harekatını hep birlikte inşa edebiliriz. Başta Ortadoğu olmak üzere bütün dünyanın buna çok acil ihtiyacı var. Akan kanı biz kadınlar hep birlikte dayanışma ve mücadele ile durdurabiliriz.

Öcalan fiziki özgürlüğüne kavuşmalı

Sayın Öcalan’ın üzerinde 24 yıldır  devam eden bir tecrit var. Son 32 aydır ne ailesiyle, ne de avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bu dünyanın hiçbir yerinde otoriter rejimlerin en koyu hüküm sürdüğü dönemlerde bile görülmemiş bir tablodur. Bahsini ettiğimiz Kürt sorununun ve bölgedeki haklar sorunun çözümünde Sayın Öcalan’ın fikriyatının önemini bir kez daha vurguluyorum. Kürt sorunu başta olmak üzere halklar sorununun çözümü için tecridin bir an önce ortadan kaldırılması ve Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşması, başta Kürt halkı olmak üzere bölge haklarının tamamının talebidir.

Kadınlar hep birlikte Ortadoğu sokaklarını bir panayıra çevirebilir

Biz Türkiyeli kadınlar, Kürt kadın hareketi ile el ele vererek barış mücadelesini daha fazla önünü açmamız gereken bir dönemden geçtiğimizi ifade ediyorum. Udumuzla, erbanemizle, sazımızla, zılgıtlarımızla, barış türkülerimizle Ortadoğu sokaklarını hep birlikte bir panayıra çevirebiliriz. Bunu fazlasıyla hak ettiğimizi düşünüyorum.

Kadınların iradesine kayyım atadılar

Türkiye’de iktidar kadınların başına savaştan da büyük felaketler örmeye devam ediyor. Kadınların yaşam güvencesi olan, kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında çok önemli olan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçtiler. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet ilkesini suç sayarak kadınların iradesine kayyım atadılar. Özellikle Mayıs seçimlerinden sonra kültürel ve ideolojik hegemonyasını kurmak konusunda daha kararlı adımlarla ilerleyen bu otoriter ve faşist rejim kadınların günlük hayatlarına müdahalede zerre geri adım atmadığı gibi daha da ileri gidiyor. Kadınların yaşam tarzlarına, giyim kuşamlarına, yaşam biçimlerine, kaç çocuk doğuracaklarına kadar müdahale ediliyor. Tıpkı Hitler’in Almanya’da yaptığını şuan burda ne yazık ki bu rejim bu şekilde gerçekleştiriyor baskılarını.

Milyonlarca kadın ve çocuğun haklarının gasp edilmesine asla göz yummayacağız

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirenler şimdi de kadınların nafaka hakkın göz dikmiş durumdadır. Nafaka konusunun gerçek mağduru erkeklermiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa nafaka ile ilgili asıl mağduriyeti kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Milyonlarca kadın ve çocuğun haklarının gasp edilmesine asla göz yummayacağız. Nafakaya saldırmak demek; şiddet gören kadınların boşanmasını zorlaştırmak demektir, kadınları şiddet ortamına terk etmek demektir. Kadın katliamlarının meşrulaştırılması,ev içi şiddet sarmalının daha da büyümesi demektir. Kadının adını yok sayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın temsilcisi sayın bakana buradan sesleniyorum; sizin göreviniz kadınların kazanılmış haklarına göz dikmek değildir. Bu hakları korumak ve güçlendirmektir. Kadına yönelik şiddet ve katliamları engelleyecek yasal düzenlemeleri yapmak ve bunları hayata geçirmektir. Kadınların şiddetsiz, sömürüsüz bir toplumda başlarına her an bir şey gelecek kaygısı yaşamadan hayatlarını sürdürebilecek güvenceyi hukuku zemini sağlamaktır sizin göreviniz. Oysa siz şuan ne yapmaya çalışıyorsunuz; kadınların kazanılmış haklarını medeni kanunda resmi olarak var olan haklarını ellerinden tek tek almaya çalışıyorsunuz, buna asla müsaade etmeyeceğiz. Bakın sadece 2023 yılının son 9 ayı için de 323 kadın erkekler tarafından katledilmiştir. İşte bu katliamların vebali onların boynundadır. Bu teklif derhal geri çekilmelidir. Nafaka hakkının sınırlanmasına dönük Meclis böyle bir görüşmeyi gündemine dahil almamalıdır.

Zincirlere boyun eğmek zorunda değiliz

Ülkemizde derinleşen ekonomik kriz, açlık, yoksulluk, hayat pahalılığının ve bunun en büyük ceremesini ne yazık ki biz kadınlar çekiyoruz. Evde kaynamayan tencerenin hesabını bizden soruluyor. Okula giden çocuğun beslenme çantasına bir parça ekmek, bir paket sütü koyamadığımız zaman hesabı bizden soruluyor. Yoksulluğun bedelini aç kalarak, çocuğunun açlığını izleyerek ve kahrolarak ödediğimiz yetmiyormuş gibi birde ev içinde gördüğümüz şiddet katmerlenerek artıyor. Beslenemiyorsak, barınamıyorsak bunun nedeni zenginden yana olan bu rejim ve  bu sistemin tamamen kendisidir. Bu sarmal toplumsal cinsiyet rollerini bize dayatan erkek egemen sermaye düzenin ortaklığıyla gerçekleşiyor.Evde bakım hizmeti, hasta bakımı, ev işleri bizim boynumuza asılmış zincirlerdir. Toplumsal cinsiyet rollerinin sonucu olarak bu zincirlere bizler boyun eğmek zorunda değiliz. Görünen ve görünmeyen emek sandıkları kadar sessiz kalmayacak. “Emeğime sahip çıkıyorum” sesleri evlerden, fabrikalardan, atölyelerden, tarlalardan, bahçelerden yükselecek , ki yükseleceği bir dönemden de geçiyoruz.

Tarım İşçileri Sendikası’na üye olan Agrobay Sera işçileri biz kadınlara bir mektup gönderdi. Şöyle bir talepleri olmuş bizden: “Biz tarım işçisi kadınlar horlandık, aşağılandık ve emeğimizin hakkı verilmedi, işten atıldık. Tek isteğimiz haklarımızı geri almaktır. Sesimizi çoğaltmamıza yardım edin” diye Türkiye’deki kadınlara mektup gönderdi.Bu mektup bizlerde geldi. Sevgili Agrobay işçisi kadınlar! Emek sömürüsüne karşı haklı ve güçlü mücadelenizin sonuna kadar yanındayız. Sesinizi çoğaltmak için elimizden gelen her türlü emeği ve çabayı bizler kadın meclisi olarak harcayacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. HEDEP Kadın Meclisi’nin dayanışma duygularını, selam ve sevgilerini sizlerer gönderiyorum.

Bu otoriter rejime en büyük cevabımız bu yerel seçimlerde olacaktır

Hepinizin bildiği gibi esasen ülkenin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri yerinden ve yerelden güçlendirilmiş yerel yönetimlerin olmayışı. Şu an geldiğimiz nokta öyle bir noktada ki bırakın mevcut olan yerel yönetimlerin normal işleyişini, 2016’da başlayan kayyım uygulamalarıyla yerel yönetimlerde Kürt halkı ve kadınlar başta olmak üzere seçme ve seçilme hakkını elinden almış oluyorlar. Yani diyorlar ki; sizler kendi kendinizi yönetemezsiniz biz sizlere kayyım atayarak, seçilmişler yerine atanmışlar yönetecek demiş oluyorlar. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu ülkede erken tarihte seçme ve seçilme hakkı elde edilmiştir. Bunu gerisine düşen bu otoriter rejime en büyük cevabımız bu yerel seçimlerde olacaktır. Belediyeleri sadece kapalı kapılar ardında bir yönetim gibi algılayanlar, sadece belediye binası gibi gören ve o odalardaki iş bölümünden ibaret sananlar şunu bilmeli ki; halkın kendi kendini yönetme biçimi aslında halkın doğrudan öz örgütlüğündedir ve halkın doğrudan kendi yaşam alanlarındadır, mahallesindedir, şehrindedir, kentindedir. Bizim görevden alınmış olan belediye başkanlarımız ve meclis üyelerimiz bu görev bilinciyle çalışmalarını sürekli devam ettirdiler bu güne kadar.

Bizler birlikte yönetmeye talibiz

Bize sorulan en temel sorulardan biri yerel seçimlerde ne yapacaksınız HEDEP olarak, nasıl bir strateji izleyeceksiniz. Bizim bu konuda esasen temel ilkelerimiz var. Bu ilkeler ışığında rol alacağız. En önemlisi belediyelerimizi kayyımlardan geri alacağız. Belediyelerimize yeni belediyeler ekleyeceğiz ve Türkiye’nin geneli ile ilgili yerel seçim stratejimizi 2019 strateji devam edecek mi sorusuna da bizim vereceğimiz en temel yanıt, sadece kaybettirme üzerine kurulacak bir siyaset şuan bizim için yeterli olmayacaktır. Bizler birlikte yönetmeye talibiz. Bizler nasıl olursa olsun yeter ki sadece birileri kaybetsin üzerine kurduğumuz 2019 stajerimiz doğru olmakla beraber, bunu daha fazla detaylı tartışma yürütmek üzere bir planlama içindeyiz.Bu nedenle Amed, Mardin, Wan ve İstanbul’da kadın atölyelerimiz gerçekleşecek. Bu atölyelerimizde nasıl bir yerel yönetimi modeli ve nasıl bir stratejisi izleyeceğimizi hep birlikte kadınlarla kararlaştıracağız. Bu atölye çalışmalarının akabinde gerçekleştireceğimiz konferansımızda esas stratejimizi belirleyecek ve kamuoyuna gerekli bilgilendirmeyi yapacağız.

Kürt Kadın Hareketi  ve Türkiye Kadın Hareketi güzel deneyimlere imza attılar

Bizler 3. Yolda kadın ittifakını, dayanışmasını büyüterek yeni yaşamı oya gibi sımsıkı ince ince hep birlikte örüyoruz. Bu konuda ataerkil sisteme karşı verdiğimiz mücadele,  5 bin yıldır erkek egemen zihniyete karşı mücadelesiyle bugüne kadar geldi. Ve bugün yakın tarih açısından söylemek gerekirse, Kürt Kadın Hareketi ve Türkiye Kadın Hareketi el ele vererek çok güzel deneyimlere birlikte imza attılar, bundan sonrada çok daha büyük deneyimlere, başarılara hep beraber imza atmamızın önü açıktır. Şu anda otoriter rejim omuzlarımızdaki yükü, ayaklarımızdaki prangayı daha da ağırlaştırmış durumda. Hatırlayalım; 80 askeri cunta döneminde ilk kitlesel çıkışı “Kadınlar Dayağa Karşı Dayanışmaya” yürüyüşüyle gerçeleştirerek kadın hareketi ordan büyük bir sıçrama yaşadı ve bu karma siyasete örnek olan, cesaret olan çok önemli bir çıkıştı.İşte kadın mücadele tarihi böyle örneklere çokça tanıklık etmiş.Bizler bu tarihten alacağımız bilinç ve feyzle elbete otoriter rejimin kitlesel mücadeleler üzerine serpmiş olduğu ölü toprağı hep birlikte üzerimizden atabiliriz. Bir sıçrama yaratabiliriz, bunun olanakları gerçekten mevcut.

Yerel örgütlenmelerimizi daha fazla güçlendirmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz

Şimdi dayanışma, örgütlenme ve ileriye sıçramanın zamanı. Bunun için biz kadınlar başta kadın meclisimiz olmak üzere kapı kapı gezmek, mahalle mahalle örgütlenmek, semt semt örgütlenmek ve elimizden alınmak istenen hayatlarımızı, özgürlüklerimizi, bize kamusal alanları yasaklayarak “evinize gidin sadece yemek yapın ve çocuk doğurun” diyen zihniyete ve anlayışa karşı hep birlikte mücadele etmek için çok daha fazla yerel örgütlenmelerimizi güçlendirmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Bunu da yapacağımıza yürekten inanıyorum. Mısırlı Feminist yazar Neval El Saddavi: “Çünkü gelecek istediğim renklerle boyamak üzere hala benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hala benim” demiş. Ne güzel demiş.

Gelecek bizim sevgili kadınlar. Geleceğimize istediğimiz renklerle, geleceğimizi özgürlükle, eşitlikle, barışla, adaletle tesis etmek bizlerin elinde. Bunu yapmamak için hiç bir neden yok, yeterki daha kararlı, daha güçlü, daha örgütlü bir şekilde mücadelemize yürütelim. Mutlaka kazanacağız.

Yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi

Yaşasın kadın dayanışması

Jin jiyan azadi