İran, Türkiye, Suriye üçgeninde tecavüz, işkence, idam tehdidi

İran’da baskılar nedeniyle geldikleri Türkiye’de işkenceye maruz kalan bir anne ve iki kızı, gönderildikleri Suriye’de BM bilgisi dahilinde idam tehlikesine rağmen İran’a geri gönderilme tehdidiyle karşı karşıya.

İran’da maruz kaldıkları baskılar sonucu önce Türkiye, ardından Suriye’ye yerleşmek zorunda bırakılan Tahereh Mousa Rashidi (64) ile çocukları Farzaneh Hojat Pakbin (36) ve Reyhaneh Hojat Pakbin (39), İran’a teslim edilmek isteniyor. Farzaneh Hojat Pakbin, 2012 yılından bu yana Suriye’de yaşayan ailesinin yaşadıklarını Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlatarak, insan hakları örgütlerinden destek talebinde bulundu. Güvenlik amacıyla nerede kaldıkları bilgisini paylaşmayan Pakbin, İran’a teslim edilmeleri durumunda “Devlete karşı savaş açmak (muharebe)” suçlamasıyla idam tehdidi ile karşı karşıya kalacaklarını belirti. 

Tahereh Mousa Rashidi ve çocuklarının yaşadıkları, eşi Hojjat Pakbin’in ortadan kaybolmasıyla başladı. İran-Irak savaşına katılan Hojjat Pakbin, savaşta yaralandı, daha sonra İran Tarımsal Cihat Bakanlığı’nda çalıştı. Ancak 4 Nisan 1994’te aniden ortadan kayboldu. Hojjat Pakbin’in kaybolmasından sonra Tahran’da bulunan evleri birçok kez güvenlik güçleri tarafından basılan aile, Hojjat Pakbin’den haber almak için çalıştığı kurum başta olmak üzere karakol, hastane, mezarlık yönetimleri, adli tıp gibi kurumların kapısını çaldı. Hojjat Pakbin’in gazi maaşı da ortadan kaybolmasının ardından kesildi. Ekonomik olarak zorlanan aileye, İran rejiminin baskıları da arttı. Rejim güçlerinin baskısı, Pakbin’in üniversite kazandığı 2007 yılından sonra katlanarak sürdü. Bir süre sonra Pakbin’in tesettür gerekçesiyle üniversiteye girişi de engellendi. 

 İSTANBUL’DA KAÇIRILDILAR

 Bir avukattan kendisi ve ablası hakkında “devlete karşı suç işlemek” gerekçesiyle yakalama kararı çıkarıldığı bilgisini aldıklarını belirten Pakbin, bunun üzerine Türkiye’ye mülteci olarak sığınma kararı aldıklarını kaydetti. 2009 yılında önce ablasının İstanbul’a geldiğini söyleyen Pakbin, 10 gün boyunca ablasından haber alamadıklarını, daha sonra annesiyle birlikte Türkiye’ye geldiklerini anlattı. Pakbin, İstanbul’da yaşadıklarını şöyle anlattı: “Türkiye’ye geldiğimde en acı anımdı. Bizi sağ salim Türkiye’ye getirmek ve bir dil okuluna, ardından üniversiteye kaydolmak ve bize bir ev bulmak için parayı alan kişi, Türkiye havalimanına gelir gelmez sanki o efendi biz köleymişiz gibi tavrı değişti. Havaalanında silahlı ve Farsça konuşan bir adam yanıma gelerek, ‘Pakbin hanım lütfen herhangi bir çatışma veya gürültü olmadan bizimle gelin, kız kardeşin bizimle’ dedi. İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı özel kuvvetler olan Kudüs Gücü’nden olduklarını söylediler. Dünyam başıma yıkıldı. Bir Türk şoför vardı ve geri kalanlar İranlıydı. Bir gece iki gün boyunca bizi İstanbul’un antik mahallelerindeki bir apartmana naklettiler, orada tüm eşyalarımızı aradılar, altınlarımızı, cep telefonlarımızı ve paramızı aldılar. Yiyecek ve su vermediler. Sonra bizi İstanbul’un kenar semtlerinde yer alan bir eve götürdüler.”  

 TECAVÜZ, SORGU, İŞKENCE 

 Sevk edildikleri evde ablasıyla karşılaştıklarını dile getiren Pakbin, sözlerini şöyle sürdürdü: “İki hafta sonra ablamı ilk kez orada gördüm. Yorgun ve yaralıydı. Bacaklarında enfeksiyon kapmış, büyük yaralar vardı. Gözlerinin altında ve bileklerinde büyük morluklar vardı. Orada başka bir çocuk olmasına rağmen bizi o eve kilitlediler. O da bizim gibi bu insanların tutsağıydı. Silahları vardı. Benim ve annemin gözü önünde kız kardeşime defalarca tecavüz ettiler. Zamanı bile bilmiyordum, odalar karanlıktı ve birkaç saatte bir bizi sorguya, işkenceye götürüyorlardı. 45 gün ellerindeydik ki bir sabah erkenden bir çığlıkla uyandık. Ablam mutfağa ulaşmayı başardı ve orada bileklerini keserek intihar girişiminde bulundu.”  

 SURİYE’YE DÖNME KARARI 

 İntihar girişiminden sonra evden atıldıklarını söyleyen Pakbin, “Akşama kadar ablamın kanlar içinde kalan bedeni ile kaldırım kenarındaydık. Bir kadın bizi gördü ve bize yardım etti. Ne dediğini anlamadım, onu takip etmemi söyledi ve bizi evine götürdü. Kız kardeşimle ilgilendi. Hiç paramız yoktu, bizim için bir bodrum kiraladı ve ben de bir dikiş atölyesinde çalışarak, ay sonunda kirayı ödedim. Yavaş yavaş arkadaş edindim ve para biriktirdim. Uzun süre o bodrumda kaldık. Birleşmiş Milletler (BM) hakkında bilgi edindim. O zamanlar her İranlının Türkiye’de üç ay yasal olarak yaşama hakkı vardı ve kalış süresini uzatmak için Türkiye’den ayrılıp tekrar girmek zorundaydık. Bize bakan ailenin tavsiyesi ile Suriye’ye gidip, Türkiye’ye dönmeye karar verdik” dedi. 

 İÇ SAVAŞ PATLAK VERDİ

 1 Ocak 2011’de hava yoluyla Şam’a gittiklerini belirten Pakbin, havaalanında bir gece kaldıklarını ve bir sonraki uçakla Türkiye’ye döndüklerini belirtti. Ancak İstanbul Havaalanı’ndan Suriye’ye geri gönderildiklerini anlatan Pakbin, şunları söyledi: “Bir gece Suriye gözaltı merkezinde kaldık ve bu ülkenin polisi bir yere varamadı. O zaman Suriye yasalarına göre, herhangi bir İranlı Suriye’de üç ay kalabilirdi. Ama bir hafta kalmamıza izin verdiler. Yetkililer bize ‘Savaşın eşiğinde olduklarını ve İslam Cumhuriyeti ile bir sorun yaşamak istemediklerini’ söylediler. Sanki bizim durumumuzu sormuşlardı. Uzun uğraşlar sonucu Suriye’deki BM Mülteci Ajansı’na gittik. Bizi Duma şehrine gönderdiler ve kayıt olduk. 2012 yılında Kanada’ya gidecektik ama iç savaş patlak verdi. 12 gün Birleşmiş Milletler önünde yattık. Kalacak yerimiz yoktu. BM’nin de mülteciler için kampları yoktu ve o zamanlar bizim için beyaz bölge (mültecilerin barışçıl yerleşimi) düşünülmüyordu. Günlerce aç kaldık.”

 800 GÜNDÜR MÜLTECİ ÇADIRINDA 

 Yasal ve ikamet durumlarının takibi için birçok kez Birleşmiş Milletlere başvurduklarını, ancak her seferinde cevapsız bırakıldıklarını dile getiren Pakbin, “BM Mülteci Ofisinde greve gittik, yerde yattık. Ama bizim için hiçbir şey yapmadılar. Resmi kaydımız olmadan hayata tutunmaya çalıştık. Ben ile ablam resimler çizip sergiler açtık. Resim yapmanın yanı sıra çocuklara ders veriyor ve el işleri yapıyorduk. Savaş nedeniyle birçok kez evsiz kaldık. Birçok kez İran rejimini destekleyen milisler evimize saldırdı. Ablam 2018 yılında BM önünde intihar girişiminde bulundu. Yaklaşık 800 gündür mültecilere ait bir çadır kentte kalıyoruz” ifadelerini kullandı.  

 İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI

 Mart 2023’te Suriye’de pasaportları olmadığı gerekçesiyle gözaltına alındıklarını aktaran Pakbin, İran’a teslim edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını söyledi. İran’a teslim edilmeleri durumunda “İşkence, hapis, kırbaç ve infaz” ile karşı karşıya kalacaklarını belirten Pakbin, bütün insan hakları örgütlerine çağrıda bulunarak, “Lütfen bize yardım edin. Elinizden geldiğince sesimiz olun” dedi. 

 

MA / Emrullah Acar