Leyla Güven: Yanardağ’ın tecrit var dediğini sandık ama montajmış!

İnsan toplumsal bir varlıktır. Dolayısıyla etrafında gelişen olumlu ya da olumsuzluklara tepki verir. Verdiği tepkiler onun, yaşama nereden ve hangi perspektiften baktığını ele verir. Eğer biri kendisini sosyal demokrat, solcu, sosyalist, devrimci, komünist, enternasyonalist, çağdaş veya benzeri olarak tanımlarsa doğal olarak her türlü hak ihlaline ve hukuksuzluklara, kime yapıldığına bakmaksızın tepki gösterir. Tutumunu her zaman kimliğinden, inancından, cinsel yöneliminden dolayı ezilen ve dışlanan kesimlerden yana gösterir.

Bu genel bir doğrudur fakat Kürt halkını ve politik temsilcilerini Türkiye’nin siyahileri olarak gören elit ve beyaz adamlar bir hukuksuzluğa karşı çıkarken önce etnik kimliğine bakıyorlar. Eğer haksızlığa uğrayanlar Kürt, Alevi, kadın ise ‘vardır bir sebebi’ diyerek susup ezilmeyi tercih ediyorlar. Türkiye’deki son 50 yılın pratik atmosferine bakıldığında bu anlayış çok rahat görülecektir. Onlarca, yüzlerce Kürt siyasetçi için hukuksuz yargı kararları verildiğinde bu kesimlerin mahallesinde ne haber değeri olur ne de dile getirilir. Ama aynısını kendileri yaşayınca “Türkiye’de yargı böyle bir hukuksuzluğa imza attı” diye manşetler atarlar. Kürtlerin binlerce siyasetçisi düşüncelerini ifade ettikleri için tutsak. Ama bu kesimler kendilerinden birileri alındığında ‘sadece düşüncelerinden dolayı insanlar tutuklanamazlar’ diye açıklama yaparlar. Kuşkusuz bu konularda duyarlı olan ve her zaman Kürt halkı ile dayanışma içerisinde olan yoldaşlarımız da var.

 

 

Haksızlığa karşı çıkmak herkesin temel görevi

Tam da AKP-MHP faşist iktidarının yargıyı bir sopaya dönüştürdüğü, doğruları söyleyenin soluğu ‘ya Silivri ya da Amed zindanlarında’ aldığı bir ortamda gazeteci Sayın Merdan Yanardağ’ın sesi duyuldu. Herkesin bildiği ama hiç kimsenin (Kürtlerin dışında) dillendirmeye cesaret etmediği o sihirli gerçeği söyledi. “İmralı Adası’nda tecrit uygulanıyor” dedi. Evet, İmralı Adası’nda 4 insan var. Bu insanlar ‘ağırlaştırılmış müebbet hapis’ cezası almış ve tutsaklar. Cezaevleri herkesin bildiği gibi Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza Tevkif ve Genel Müdürlüğü tarafından yönetilir. Bütün tutuklu ve hükümlülerin de yasalardan doğan hakları vardır. Kürt siyasal hareketinin 24 yıldır ısrarla söylediği şey “Bu yasalar İmralı Adası’nda neden uygulanmıyor?” ya da “İmralı Adası’ndaki tutsaklara hangi yasalar uygulanıyor?”, “Önderliğimiz ve adadaki 3 arkadaşımız aileleri ile neden açık-kapalı görüş ve telefon görüşü yapamıyorlar?”, “Avukatlarıyla neden görüşemiyorlar?” Adadaki tutsaklar bu haklarını kullanamıyorsa doğal olarak orada bir tecrit yani hak ihlali vardır. Bu haksızlığı dile getirmek ve karşı çıkmak da insanım diyen herkesin en temel görevidir.

Bilemedik!

Sayın Yanardağ’ın bu gerçeği ifade etmiş olması son derece değerlidir. Hem bir gazeteci olarak hem de bir demokrat olarak önemli bir hak ihlalini dile getirmesi bizde hakikatten umut yarattı. Çünkü biz yıllardır alanlarda eşitsizliğe, zulme, haksızlığa karşı omuz-omuza mücadele ederken aynı sloganı attık. Aynı talepleri haykırdık. Özgürlüklerimizi koruyarak ortak paydalarda buluştuk. En azından biz Kürt siyasal hareketi olarak böyle düşündük.

Ama Sayın Yanardağ’ın ifadeleri basına yansıyınca çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. ‘Keşke’ dedik. Keşke ne önce sevinseydik ne de sonra üzülseydik, canı sağ olsun ne diyelim. Meğer Sayın Yanardağ da hukuksuzluğun, hak ihlalinin kime uygulandığına göre tepki gösteriyormuş! Bilemedik. Bu da bizim eksikliğimiz olsun. Sanırım aşağıdaki alıntı bu kanundaki duygularımıza tercüman olacaktır. Terkedilmiş sayılar gibi insan ve sözsüz, kimliksiz, kapkara bir lekedir şimdi. Toprak, şehir, ülke, insanlık tarihinin iyiler ve kötüler arasında sürüp giden kavgayla açıklanamayacak kadar basit olmadığını, öğretmediğimiz zaman yan yana durmadığımız, birbirimizin gözleri olmadığımız, yalnızca kendi gözlerimizle baktığımız için karardı her yer. Kaçtığımız, sırtımızı döndüğümüz, görmezden geldiğimiz, yalnız bırakıldığımız için…

 

 

Kürt sorunu hangi yöntemlerle çözülecekti?

Egemenler her zaman dağın taşıyla, ovanın kuşunu vururlar. Çünkü dağ-taş onların değil, ova-kuş onların değil. Ama bizler bu kadim topraklarda bin yıllardır beraber yaşıyoruz. Kürt halkı Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana inkâr ve imhaya karşı isyandadır. Halkımızın bu haklı ve meşru davasında ortak vatanda birlikte yaşamı savunan herkesin yanımızda olmasını isteriz. Çünkü doğru olan budur. Ancak anlamakta zorlandığımız bir yaklaşım söz konusudur. O da, Milliyetçiler ve Sosyal Demokratların aynı argümanlarla “çözüm süreci” veya bir diyaloğun başlamasından duydukları kaygıdır. Sayın Yanardağ da açıklamalarında kaygılarını açıkça ifade etmektedir. İmralı Adası’nda Önderliğimiz ile ne görüşüldüğünü (bizce hiçbir görüşme yoktur) sormaktadır. Bir gazeteci olarak tabi ki sorup-sorgulanmalıdır. Hatta toplumun beklentilerine tercüman olmalıdır. Yaşanan acıların son bulması için yetkilileri sorumluluğa davet etmelidir. Sürecin şeffaf yürütülmesini talep etmelidir. Bunların hiçbirine itirazımız yok. Ancak AKP’yi “Aman ha, sakın yeni bir süreç başlatma!” minvalinde uyarmak başka bir şeydir. Doğal olarak aklımıza “Seçimleri muhalefet partileri kazansaydı Kürt sorunu hangi yöntemlerle çözeceklerdi” sorusu geliyor.

Şu çok nettir ki, Kürt sorununu çözen bir Türkiye Ortadoğu’da, laik çağda demokratik bir ülke olarak rol model olacaktır. Bu nedenle nihai hedefin müzakere ve çözüm gerçekliği daha fazla ertelememelidir. Bu konudaki maddi-manevi tüm enerjimizi halklarımızın daha özgür, eşit, huzurlu ve refah içinde yaşamasını için harcamalıyız. Acil olan ihtiyacımız da budur, diye düşünüyoruz.

Sonuç olarak Sayın Merdan Yanardağ’a yapılan hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Kendisinin amasız, fakatsız derhal serbest bırakılması gerektiğini düşünüyoruz. Hem Sayın Yanardağ hem de TELE 1 TV ailesine dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

/Kaynak: JinDergi-Kadin Eki/