Seyit’in hazan mevsimi vedası

Kendisinden önce gidenlerin yükünü omuzlarken hiç şikâyet etmedi. Hiç sızlamadı, hiç dert yanmadı. Sadece onlardan biriktirdiği anılara, hayallere, amaçlara yakın olmak adına daha fazla sınırı delip diyardan diyara geçti durdu.

Halit Ermiş:

Bazen hayatımızdan hiç çıkmayacak dediklerimiz bir gün bakarsınız hiç haber etmeden çekip gitmişler. Gidiyorlar işte. Yıllarca birlikte ömür tükettiklerimiz, birlikte hüzünlenip sevindiklerimiz, hayal kurduklarımız hem de öyle çekip gidiyorlar ki, gidişlerine inanmanız bir türlü mümkün olmuyor.

Seyit Evran’ı kaybettik. Özgür Basın’ın hafızası olarak nitelendirildi Seyit. Öyleydi, kendisi için söylenecek en doğru tanımlama bu olsa gerekti. Hepimizin hafızasıydı. Hepimizin arkadaşı, yoldaşı, öğretmeni, yol göstereniydi.

Özgür Basın’ın en değme zorlu zamanlarında yola koyulmuştu. Sokaklarımızda, köylerimizde, şehirlerimizde Kürt olarak nefes almanın en zor zamanlarında kalemine sarılıp gerçeğimizi dünyaya haykırmaya başlamıştı. Daha ilk adımında hayatına kastedilmişti. 1994’te Özgür Ülke bombalanırken o yazı işlerinden sorumluydu ve yaralı olarak kurtulmuştu. Sonrasında göz altı, hapis derken önüne çıkan her engeli bir bir aşmasını bilmişti. Nefessiz bırakılan şehirlerde kendisi de nefessiz kaldığını hissederek dağlara vermişti yönünü.

Patikalardan yürürken omzuna aldığı yükün derin bilinciyle belki de bu kadar dahi yaşayabilme ihtimalini hesaplamadan ülkesinin kahramanlarının sesi olmaya çalışmıştı. Kamerası, fotoğraf makinası ve kalemi hep kahramanlarımızın öykülerini taşıdı bize. O bitimsiz bir sevgi ve tarihi sorumluluk bilinciyle ne yaptığını bilerek arşınladı patikaları. Her patika onu yeni bir dağın zirvesine, yeni bir vadiye, su kıyısına taşırken hayatı yepyeni hayatlara dokundu. İzler aldı, izler bıraktı geride. Yol yürüdükçe yeni yoldaşlar edindi. Yeni anılar biriktirdi yüreğinde. Tıpkı her bir arkadaşı, yoldaşı gibi o da ömrünü hakikatin arayışına adadı. Dur durak bilmek hiç olmadı kitabında. Dokunduğu tüm hayatlardan bir parça yüreğinde birikirken aslında Seyit daha fazla kendisi oluyordu.

Bakurê Kurdistan’dan Başûrê Kurdistan’a, oradan Rojhilat ve Rojava’ya yolculuğu onu aynı zamanda bir dönemin hafızasına, tanığına, yaşayanına dönüştürüyordu. Yüreği büyüdükçe içine sıkıştırdığı özlemler de büyümüştü. Dokunduğu her hayatta bir iz bırakmak, aldığı izleri hiç tanımadığı milyonlara aktarmak artık hayatının gerçeğine dönüşmüştü. Bazen öfkeli, bazen duygusal, bazen kızgın yapar birikmişlikler. Ama hepsinin toplamında bilgeye, bir hakikat savaşçısına, bir tarih birikimine ulaştırır. Seyit tam da böyleydi. Hepimizin hayatına dokundu. Kendisinden önce gidenlerin yükünü omuzlarken hiç şikâyet etmedi. Hiç sızlamadı, hiç dert yanmadı. Sadece onlardan biriktirdiği anılara, hayallere, amaçlara yakın olmak adına daha fazla sınırı delip diyardan diyara geçti durdu.

Kurdistan dağlarında dağ kahramanlarının peşine düşerken bir anda kendisini Rusya ve Ermenistan’da yanık sesli bir dengbêjin kilamını dinlerken bulduk. Kimi zaman dengbêjlerin acılı yaşamlarından süzülüp gelen kilamlarının hikayesini kovalarken, kimi zaman da adı unutulmuş bir Sovyet Kürt’ünün hikayesinden takip ettik. Seyit’in kaleminden biz de yeni hayatlara dokunduk. Yolculuklara çıktık. Sonra yeniden Kurdistan dağlarının zifiri karanlık gecelerinde gerilla ateşlerinin başlarında izledik. O “Hayatın Kıyısına Yolculuk” yaptığını söylese de aslında tam da hayatın, hayatlarımızın içinden geçti. Dur durak bilmeyen bir hayat gezgini, bir hakikat arayışçısı oldu. Seyit’in kaleminden hiç tanımadığımız hayatlara dokunurken kendimizden izler keşfettik. Her keşifte hiç tanımadığımız insanların aslında bize ne kadar benzediğini gördük.

Belki de birçoğunuz Seyit’i dokunduğu bu insan hikayelerinden tanıdı. Yazılar, yazıya konu olandan çok, yazarın kendisidir bazen. Eğer yazar hissedebiliyorsa yazabilir. Yazıyı akıp götüren yazarın duygu dünyasıdır. İşte siz de Seyit’i tam da böyle tanıdınız. Seyit her yazıya biraz kendisini, özlemini, sevgisini, amacını, arayışını, aşkını nakşetti.

Ama bazılarımız tıpkı onun da başkalarının hayatına dokunması gibi onun hayatına dokunduk. Tanıma fırsatı bulduk. Soluksuz koşusunda tüm düşüş ve yeniden kalkışlarında örnek aldık onu. O bize bazen arkadaş, bazen öğretmen oldu. Ama Seyit en fazla da bu hayatta bir yolcuydu. Durak durak bilmeyen bir yolcu. Herhangi bir dağın herhangi bir patikasına sorsanız size ona dair anılar anlatır. Hangi şehrin unutulmuş bir sokağına dalsanız ondan bir iz bulursunuz. Herhangi bir dağın zirvesine çıksanız Seyit’ten izler bulursunuz. O da tıpkı Halil Dağ gibi en fazla da dağın kahramanlarına adadı hayatını. Kendisinden önce gidenleri hep anlatır dururdu. Gittiği her yere taşırdı onları. Çantasında azık değil anı, günü değil tarihi biriktirdi.

Bir gün klavyenin tuşlarına basıp Seyit’in ardından yazacağımı hiç düşünmemiştim. Her bir tuşun ona dair çok şey yazabileceğini ama tüm tuşlar bir araya gelse de onu anlatamayacağını, ona dair gerçeğin kıyısına dahi dokunamayacağını hiç hayal etmemiştim. Özgür Basın’ın koca yürekli bu çocuğunu bu şekilde kaybedeceğimizi hiç düşünememiştim.

Seyit büyümeyen büyüklerdendi. Çocuk yanı hep güçlüydü. Belki de bundan dolayı dur durak bilmeden bir şeyler arıyordu. Belki de o kadar meraklı olması bu çocuk ruhunu korumasındandı.

Onun yanına gidene dek ardılları olarak tüm yükünü sırtlama sırası bizde şimdi. O Gurbetelliler’den, Haliller’den devraldığı Özgür Basın kalemini nasıl koruduysa ondan bize kalan bu kalemi hakikat yolunda kullanma görevi artık bizim sırtımızda. Şimdi fotoğraflarına bakıp onu anma sırası bizde. Onu genç basıncılara anlatma, hafızasını genç beyinlere aktarma sırası bizde.

Gidenlerin ardından oturup yazmayı hiç beceremedim. Ama onlar bizim yol gösterenimiz, ustalarımız oldular, çırakları, öğrencileri, yol arkadaşları olarak onları anlatamayacağımı bilerek de olsa genç basıncı arkadaşlarımıza, yüreği özgürlük adına çarpan her bir insana onlara dair eksik kaldığını bilerek birkaç cümle bırakmak gerekti.

Onların anısına doğru sahip çıkmak ancak kalemlerini hakikat yolunda kullanmakla olacak. Hakikat yolunda giden bu eşsiz insanların her birisinin anısına saygıyla…

 

/Yeni Özgür Politika/