Zana: Mizgîn devrim sanatının öncülerindendi

TEV-ÇAND’dan Serhed Zana, “Devrim sanatı, Önderliğin fikir ve felsefesi ile Heval Mizgîn ve Heval Sefkan’ın öncülüğünde yaratıldı” dedi.

TEV-ÇAND’dan Serhed Zana, Hozan Mizgîn’in çalışmaları, direnişi, mücadelesi, yaşamı, komutanlığı, yoldaşlığı ve öncülüğünün, Kurdistan’da devrimci sanatın ve kültürün çizgisini belirlediğini söyledi.

TEV-ÇAND’dan Serhed Zana, Hozan Mizgîn’in şehadet yıl dönümü vesilesiyle ANF’ye konuştu. Mizgîn’in özellikle kültür ve sanat çalışmalarında çizgi olarak kabul edilmesinin öyle kendiliğinden gelişen bir durum olmadığını belirten Serhed Zana, şunları söyledi: “Devrimin sanatı dediğimiz şey, aslında biraz da Önderlik sahasında başlıyor. Önderliğin teşviki ve planlamaları doğrultusunda, Heval Mizgîn ve Heval Sefkan öncülüğünde gelişiyor. Elbette toplumsal mirası, tarihi ve sanatını kendi şahsında temsil etmek, o yıllarda, imkanların çok sınırlı olduğu o koşullarda öyle pek kolay değil. 1983-1984 Huner-Kom, Koma Berxwedan, sonrasında 1991’de Mezopotamya Kültür Merkezi’nin İstanbul, Mersin, Adana ve 2001’de Amed’de kurumlaştı, birçok grup kuruldu. Bunların büyük bölümü Önderlik tarafından kuruldu. Aslında 42 yıldır bizim bir devrimci sanatımız var. Bu anlamda bu 42 yılı tümden değerlendirmek ve tanımlamak olmayabilir ancak kalın hatlarıyla bu süreçleri, özellikle devrim sanatı, devrimci sanatın Heval Mizgîn ve Heval Sefkan şahsında nasıl temsil edildiğini görmek lazım. Bu arkadaşlar için, özellikle Heval Mizgîn için söylenebilecek ilk özellik, bütünsel , her yönüyle devrimci bir kişilik olmasıdır. Her alanda kendi devrimci çizgisini koruyan ve taviz vermeyen bir devrimci kişiliğe sahip. Toplumsal, siyasi, kültür ve sanat çalışmalarında, yine askeri alanda, savaşta, komutanlıkta ve hatta şehadetine kadar destansı bir duruş var. Askeri duruşunda, komutanlığında, yoldaşlığında sonuna kadar kolektif, üretken, sanatını her zaman savaşın ve devrimin hizmetine koyandır ve bunu da büyük bir yaratıcılıkla yapıyor.

İMKANLARIN EN KISITLI OLDUĞU ZAMANLAR

1980 yılları, 1990 yılları imkanların en çok kısıtlı ve zor zamanlar olmasına rağmen çok değerli eserler ortaya çıkmıştır. Elbette biz burada imkansızlıklardan söz ederken sadece maddi koşullardan bahsetmiyoruz. O dönem özellikle 1980’li yılların başında Özgürlük Hareketi’nin maddi, manevi ve insani imkanları bugünkü gibi o kadar geniş ve büyük değildi. O imkansızlıklar içinde imkanlar yaratmak, bugün bizim kültür ve sanat çalışmalarımızda kullandığımız imkanlar, aslında onların o dönem yarattıkları üzerinden günümüze kadar gelmiştir. Bizim bugün sözünü ettiğimiz devrim sanatı, Önderliğin fikir ve felsefesi ile Heval Mizgîn ve Heval Sefkan’ın öncülüğünde yaratılmış değerlerdir. Eğer biz bugün devrimci sanattan, kültürden ve devrimci sanatın ölçülerinden söz ediyorsak Heval Mizgîn ve Heval Sefkan’dan söz ediyoruz. Bu çerçevede ele almak gerekir. Onların yaşam tarzları, devrimcilikleri ve devrimci ölçülerinin yeni nesle taşırılması gerekir. Komutanlıkta başarılı, sanatta başarılı, siyasette başarılı, savaşta başarılıdır. Demek ki Heval Mizgîn şahsında devrimci kişilik yansımasını buluyor. 42 yıl içinde Türkiye, Avrupa ve dört parça Kurdistan’da çok büyük emekler, bedeller verilerek günümüze kadar gelindi. Son olarak Rojava Devrimi’yle birlikte bu emekler ve bedeller taçlandırıldı.”

O DÖNEMLERİ İYİ ANLAMAMIZ GEREKİYOR

Bugün mevcut tüm kazanımların Hozan Mizgîn ve Hozan Sefkan gibi büyük emek ve bedeller verilerek elde edildiğini ifade eden Serhed Zana, şöyle devam etti: “Eğer bugün biz 1980’lerdeki,  Heval Mizgîn’in o dönemdeki koşullarından söz ediyorsak, bizim o süreçleri biraz daha iyi anlamamız gerekiyor. Yani kendini üzerinde var edebileceğin bir şey kalmamış. Kendine örnek alabileceğin bir şey kalmamış. Elbette bizim bir miras geleneğimiz var, klasiklerimiz var. Eyşe Şan, Meryem Xan, Mihemmed Şêxo ve daha birçok sanatçı ve hozan büyük emekler verdi, çok değerli eserler ortaya çıkardılar. Biz 1980’lerden söz ederken, aslında Kürt dilinin, kültürünün ve sanatının yok edildiği, talan edildiği ve yasaklandığı bir süreçten söz ediyoruz. O dönemlerde hiçbir şey yok ve sen sıfırdan başlıyorsun.

42 YILLIK BİR TARİHİMİZ VAR

Elbette biz Kürt toplumunun bin yıllık bir geçmişini yok saymıyoruz. Bu anlamda bu zemin ve miras üzerinden kendilerini yeniden yarattılar. Bu da büyük bedeller ve zorluklar demektir. Bunun için derin bir fikir, büyük bir inanç, ısrar ve irade gerekir. Tabii biz bugün çok rahat konuşabiliyoruz. Bizim 40 yıllık bir mirasımız var. Yine devrimci hareket mirasımız 50 yılını aştı. Rojava mirasımız 13, kültür ve sanat çalışmalarımızın kurumlaşmasının mirası ve tarihi 42 yıldır. Tüm bunları bir araya getirdiğimizde görüyoruz ki, bizim üzerinde kendimizi oluşturacağımız çok fazla şey var.

Peki biz buna ne kadar cevap olabiliyoruz? Kuşkusuz Rojava Devrimi’nin dört parça Kurdistan ve Avrupa üzerindeki etkisi, Özgürlük Hareketi’nin mücadelesiyle birçok önemli gelişmeler yaşandı ve ürünler ortaya çıkarıldı. Çok sayıda eser ortaya çıktı, çok sayıda çalışma yapıldı. Dağ sanatından dört parça Kurdistan’a kadar, yine Kuzey ve Doğu Suriye’de, Avrupa’da çok değerli eserler ve ürünler ortaya çıktı. Tüm bunların devrime cevap olduğundan ya da devrime öncülük ettiğinden söz edebilir miyiz? Burada elbette bazı eksiklikler var. Eğer biz çizgi olarak, ölçü olarak Heval Mizgîn’i alıyorsak o zaman yetersizdir. Bir taraftan bakıyorsunuz imkansızlıklar içinde yaratılan o kadar büyük değerler ama diğer taraftan bu kadar büyük imkan ve kazanımların olduğu bir zeminde bizler ne kadar ve nasıl üretiyoruz? Elbette burada öz eleştirel yaklaşmamız gerekir.”

SANATÇILAR KENDİLERİNİ SORUMLU GÖRMELİ

Rojava’da ülkeyi sevmek, toprağını sevmek, toplumunu sevmek, kendi toplumu ve toprağı için mücadele etmek, sahip çıkmakta eksiklikler çıkıyorsa bundan biraz da sanatçıları sorumlu görmek gerektiğini ifade eden Serhed Zana, şöyle devam etti: “Biz bunda iknayız. Tüm toplumların devrimlerinde durum böyledir. Kürt sanatçılarının, hozanlarının kafalarında özgür bir Kurdistan oluşmadığı sürece Kurdistan özgürleşemeyecek. Özgür bir Kurdistan oluşsa bile o zaman ruhsuz bir Kurdistan olur. Tanımlanmamış, neden var olduğunu bilmeyen, nasıl yaşayacağını bilmeyen bir Kurdistan. Özgür bir Kurdistan’da toplum bireyleri, o toplumun sistemi, o toplumun yaşamı ve maneviyatı, o toplumun siyasetini eğer sanatçı kendi kafasında bunu oluşturamamışsa, hayal etmemişse ve özgür bir Kurdistan’ı kafasında oluşturmamışsa, elbette bunu sanata da dönüştüremez. Açığa çıkaramadığı zaman da gençlerimiz, toplumumuz kendi kafasında nasıl bir Kurdistan hayal edecek?

KENDİMİZİ GÖZDEN GEÇİRMELİYİZ

Elbette topluma hizmet eden, öncülük etmeyi esas alan eserler ortaya çıkıyor. Bunun çabasını veren sanatçılar var. Hepsinin hakkını yemek istemiyoruz. Özellikle bugün Rojava Devrimi’nin öncülüğünde sanatçılarımız çok fazla emek verdi. Elbette kimsenin emeğini inkar etmiyoruz. Yüzlerce bedel ödendi. TEV-ÇAND’ın yüzlerce şehidi var. Muazzam bir emek verdi. Tüm bu bedel ve emeğin ne kadar devrime hizmet ettiği, eleştiri konusudur. Bizim kendimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Tecrübelere dayanarak bunu söyleyebiliriz, sorun sadece maddi imkanlar değil, bu ispat da edilmiştir. Eğer bende bir sanat özü varsa, bunun toplumsal özü varsa, topluma ait bir şey varsa, imkanlar ve koşullar ne olursa olsun mutlaka istediğimi halka ulaştırmayı başarırım. İmkanları ve koşulları sorun yapmak sadece bahanedir. Bu nedenle bizim kendimizi gözden geçirmemiz gerekir. Bu, Önder Apo’ya, binlerce şehitlere ve direnişçi halka karşı büyük haksızlık olur.

PEKİ BİZ NEYİ İŞLEYECEĞİZ?

Kurdistan’da yaşanan onca acıyı ve kazanımı, onca direnişi ve katliamı, 50 yıllık mücadelenin gerçeklerini, dağlarda yaşanan onca destanı, dört parça Kurdistan’ın tarihi gerçekliğini işlemeyeceksek neyi işleyeceğiz? Kendimizi üzerinde yaratabileceğimiz, sanatımızı geliştirebileceğimiz ne yok elimizde?

Kürtlerde hozanlar, hozan kültürü vardır. Hozanlık, kendini bilme, kendin olma (xwebûn) anlamına gelir. Hozan Mizgîn tam da bunun cevabıdır. Kendini bilme, kendin olma nasıl olur, kendi tarihini, kültürünü, toplumunu, coğrafyasını tanımayan, ülke, özgürlük ve toplumsal derdi olmayan elbette ne kadar imkan varsa da yaratamaz, üretemez. Yarattığı zaman da cevap olamaz. Teknik ve günübirlik kalır. Bu anlamda öncelikle insanın kendisinin bir özünün olması gerekir.

TEK SANİYESİ BOŞ GEÇMEMİŞTİR

Hozan Mizgîn tam bunun temsilini yapıyordu. Bu nedenle TEV-ÇAND’ın çizgisini oluşturuyor. Bütünlüklü bir kişiliktir. Her yönüyle bütünseldir. Heval Mizgîn’i okuduğumuzda, onunla birlikte kalmış arkadaşları dinlediğimizde görüyoruz ki, onun tek saniyesi boş geçmemiştir. Kafasında her zaman bir plan, hamle ve adım atma vardır. Özgürlük derdi vardır. Ülke derdi vardır. Bireysel başarı arayışından ziyade kolektif yaşamı esas alıyor, etrafındakileri başarılı kılıyor. PKK’nin ölçüleri, sanatın ölçüleri de budur. Heval Mizgîn’i çizgi haline getiren de onun yarattığı insanlardır. İnsanların kafalarında özgürlük fikrini ve ülke sevgisini oluşturmasıdır. Bu, insanı başarıya ve zafere götürür.”

 

/ANF/